|
|
June 16
Alıntı
Keşke yalnız bu ‘nun’ için sevseydim seni..
Güzellik hangi yana varırsa varsın, Hep senin istasyonlarında son durak. Şu incir karası gözlerin sarsın Kırlangıçla dolu dünyayı, bırak!
Ayalarında kadın gibi incelen sarkaç Sızan, sırça yüklü bir sarı ırmak Nihayetinde güzellik de susmaya muhtaç İstersen tüm kelimelerden soyun da bir bak!
Kalem yarıldı; nun saçıldı etrafa… Keşke yalnız bu ‘nun’ için sevseydim seni.
(Selman Bayer)
alıntı

May 17
Alıntı
AŞKIM YADİİGAR KALACAK SANA
AŞKIM YADİGAR KALACAK SANA
Yüreğim ne dediyse onu dinledim ben. Kimi işaret ettiyse ona yöneldim. Şimdi sen diyor da başka bir şey demiyor. Ansızın bastıran bir yağmura hazırlıksız yakalanır ya insan, işte öyle ıslattı beni aşkın. Seni bekledim ben. Yüreğimdeki heyecanı, gözlerimdeki yeşili, dudaklarımdaki ateşi, ellerimdeki titremeyi, küçük dokunuşları sana sakladım.
Ne sen beni bilirdin ne ben seni ama, bir yerlerdeydin ve mutlaka gelecektin. Ve bir gün çıktın karşıma. İşte o gün sevdaya dair nekadar tortu varsa içimde eridi gitti. Çocuk oldum yeniden. Hani bıraksan yemyeşil bir kırda bağıra çağıra şarkı söyleyip koşarım. Seni bulmanın coskusunu hiç bitmeyecek bir enerjiyle yaşarım. Seninle yep yeni bir hayatın başladığını biliyorum. O hayatın içinde vazgeçilmez kıldığım tek şey sensin.
Bilirim, bu şarkı korkutur bazen insanı. Neler oluyor diye sormadan bir duygu selinin içinde bulursun kendini. Ama zaten aşk öyle bir şey değilmidir? Sorarsan planlarsan onun adına aşk denir mi? Bırak kendini bırak ki aşkınbüyüsü sarsın seni. Kendini o eşsiz duyguların ferahlığına bırak. Tut elimi birlikte çıkalım bu yolculuğa. Yarınsız zamanların iki yolcusu olalım. Kaygısızca yaşayalım aşkı, eriyelim birbirimizde. Yüreklerimiz birbirimiz için atsın, soluklarımız birbirine karışsın. Tutkunun alevleri dalga dalga sararken bedenlerimizi.
Gidersen... Gözümdeki son parıltıyı da alır götürürsün. Bir zemherenin ortasında titrerken bırakırsın beni. Ama merak etme ayakta kalırım ben. Tıpkı fırtınaların boynunu eğip yıkamadığı kavak ağacları gibi. Senden bana yadigar kalan her anıyı bir kez daha bir kez daha yaşarım. Aşkım da benden yadigar kalır sana.. |
 
August 22
Alıntı
ﻛ є и ط ц ĸ α ℓ ط í и ط í я τ α и є s í ´ s í и:
BU ADRESTE BENIM BAKIP YORUM YAPARSANIZ SEVINIRIM
Sevdamiz Bir Umutlu Imkansizlik
Zemheri sogugundayim yarim Sensizligin pencesindeyim Bir adim otesindeyim ellerinin Bir anlik zamandir sesinin uzakligi Ellerim uzansa yakalayamaz ellerini Yurek verir de kendini duyamaz sesini Bir baska dunyadasin sevgili Seyran olmussun gozlerime yar Seyrederim seni uzaklardan Umutlu bir imkansizlikla beklerim Istekli bir beklentisizlikle severim Nasil anlatsam yarim derdimi Haykiririm ismini Dag duyar Tas duyar Gok duyar Bilirim hissedersin sen de yarim Duyamazsin ama beni Bilirsin uzaklardayim ben Yureginde yasatirsin sevgili beni Gozyaslarin akar sessizce Bilirsin hissederim gozyaslarini Ama tutamam ellerimle Silemem gozyaslarini dudaklarimla Bilirsin sevgili Mesafeler degildir bizi ayiran Bir kus olur ucardim yine sana Bir ruzgar olur eserdim senden yana Yagmur olur yagardim sana Gunes kavurmaz yuregimi Bilirsin collleri asardim da gelirdim sana Bilirsin mesafe tanimaz bu sevda Bilirsin imkansizliklardir bizi ayiran Sen ve yuregin kalirsiniz basbasa Ne yere koyacagini sasirirsin sevdani Kimle konusacagini bilemezsin Bilirsin duslerine girer de dinlerdim seni Sana kendimi verirdim de yoldaslik ederdim sana Bilirsin uzakliklar degildir bizi ayiran Bilirsin caresizliklerdir yollarimizi baglayan Yuregin daralir Gozlerin kisilir Bir aci duyarsin sevince benzer Bir yara olur imkansizliklar yureginde Bilirsin lokman hekim gerekmez Bilirsin ilac kar etmez Bilirsin bir sevdali sozcugun yuregindedir dermanin Bilirsin sevdali bir bakisin sevecenligindedir caren Bilirsin bir anlik calinmis sevismelerdedir canin Ah sevgili ah Ahlar duser dillerden sevdamiza dair Bilirsin bir imkansiz sevdadir bu Bilirsin zamandan calinmis bir andir bulusmamiz Yasamin bir armaganidir bu sevda bilirsin Bir armagandir bu sevda imkansizliklar icinde yasansa da Bilirsin sevgili bu sevda yasanmamistir kimselerce Bilirsin belki yasanmayacaktir bir daha Bilirsin umutlu bir imkansizliktir bu askin adi Bilirsin de yuregine soz geciremezsin yine de Yurek kanatlanmis sevene dogru Yürek ne mesafe tanır Ne de imkansızlıklar Bırakırsın kendini yüreğinin sesine Yuregin tasir seni askin denizine
Gassan Satar

sen
Solgun baharlardaki mavi yağmurum,
Akşam kızıllığında yorgun gölgem,
Kış ayazında yaz güneşimsin.
Bulutlardaki saklı düşlerim,
Her günün sonunda özlediğimsin.
Yüzün kadar temizdir kalbin,
Hangi sevgi alabilir yerini?
Yokluğun yağmura yazı yazmak kadar zor,
Sensizlik ölüm kadar acı..
Bu gün bir SessizLik çöktü içime nedense SessizLik işte,avaz avaz susuyorum... Bugün bir AğLayış çöktü içime nedense GözyaşLarımı tutuyorum...
bilmem ki yine kaçıncı hüsran denizine daldım acaba kaçıncı yasıma yürüdüm koşar adım kaç kere kaç gece ölümü aradım sevda bir mafya,alsa da canımı kurtulsam
inci boncuk arama okyanus kıyısında gözyaşlarım sıralanmış takılı gerdanımda kalbimi çaldılar ararım yok yatağında ...
Bana Seslen En Umutsuz Günlerinde
Ömrümü teraziye koysam Sen tarafı ağır çeker Dilimi tutsam, yazmasam olmaz Tartılmaya değer
Korkunun dalkılıç yiğitleri Beni de yokluyor zaman zaman Gözlerimde bir filmdir başlıyor Ömrümün inişli çıkışlı gelgitleri
Şöyle olsalar, böyle olsalar Akın akın bırakmıyor yakamı Üstesine sensiz olduğum akşamlar Anılar bozuyor fiyakamı
Gençlik çağımızın rüzgârları Kırk yıl önceki unutulmaz rüzgârları Yeni baştan esse sessizce Yeni baştan yaşasak sevdamızı gönlümüzce
Bu ömrün hiçbir şeyinde değilim ben Bana gereken yalnız sensin sen Gözlerim gözlerine, ellerim ellerine mecbur Bilebilsen, bilebilsen
Katlandığın yalnızlıklar, acılar Bire bir bende de var Zorlu dağlar, geçit vermez okyanuslar Sana giden bütün yolları kapar
Mutlu günlerden yaman ayrılıklara düşmek Karşı koyamadığımız kaderimiz olmuş Ayrı ufuklarda gözlerin, ayrı ufuklarda ümitlerim Yüreğimizi dağlayan özlem olmuş
Bu ömrün hiçbir şeyinde değilim ben Sen de öylesin biliyorum Bana gereken yalnız sensin sen Sen de öylesin diyorum
Bana seslen en umutsuz günlerinde Yüreğin aydınlanacak göreceksin En umutsuz günlerinde seninleyim Yüreğimde fenerler göreceksin
DOSTUR SÖZDE DEGIL ÖZDEDIR ADI
Seni sen olduğun için sevendir Yüreğinin sesini uzaklarda bile dinleyendir İki eli kanda olsa derdine yetişendir Varolduğunu hissetiren,kıymet bilendir Dostdur sözde değil özdedir adı...
Sabun köpüğü değil, darlık anında kaybolmaz Sözünün eri güvenirliği tartışılmaz Bilirsin, çıkılan yolda yarenlikden caymaz Hayatına girdi mi kolay kolay çıkamaz Dostdur sözde değil özdedir adı...
Yüreğini menfaatsiz sunar İyiliğin için sözleri acıya bular, Vakti zamanı gelir söyledikleri bir bir çıkar Yoktur senle dolan kalbinde ne fitne fucur ne de çıkar Dostdur sözde değil özdedir adı...
Yangınlardaki yüreğine, varlığı ile ferahlık Mutluluklarında, üstüne dikilen saf ipekden bayramlık Bilmez ne rol ne sahtekarlık En büyük özelliği yaradılışı doğallık Dostdur sözde değil özdedir adı...
Yalnızlıklar rıhtımından alıp götürür, süt beyaz yelkeniyle Uçurum kenarından çeker,adı şefkat elleriyle İyiki varsın dedirttiren, avucunda tuttuğu yüreğiyle 'Sen cansın benim dostumsun ' ağız dolusu kelimeleriyle Dostdur sözde değil özdedir adı....
Tüm Dostlarıma....
Özlem Gökdem
ASK DILENCISI
Sen her gece köse basinda, Paramparca urban; Kirli ellerinle, bir dilim ekmek icin Avuc acan sefil insan. Inan ki farkimiz yok birbirimizden, Belki sen, hayat boyu dileneceksin; Istedigin bes kurusu biri vermez ise, Baska bir diyardan bir ikincisini bekleyeceksin. Lakin ben; hayatta bir defa dilendim. Bir vefasizin askiydi, sevgisiydi derdim. Oylesine acik, öylesine bos kaldi ki elim, Yemin ettim bir daha dilenmeyecegim.
Victor Hugo

NERDEN BİLSİN
Gonca gülü dermemiş, Gözü güzel görmemiş, Görmüş sırra ermemiş, Sevdâyı nerden bilsin !
Varını sunamayan, Ayazda yunamayan, Mecnunu oynamayan, Leylayı nerden bilsin !
Başın alıp gitmemiş, Halsiz kalıp bitmemiş, Bir gün dalıp yitmemiş, Hülyayı nerden bilsin !
Eder gerçeği talan, Sonra der düş de yalan, Niyetsiz yatıp dalan, Rüyayı nerden bilsin !
Tesbih bozmuş dizmemiş, Köyden öte gezmemiş, Gölde bile yüzmemiş, Deryayı nerden bilsin !
Ateşlerde yanmamış, Zorlukla sınanmamış, Cennete inanmamış, Dünyayı nerden bilsin !
Tek varlığı para pul, Ara ki insanlık bul, Kulun kulu olan kul, Mevlâyı nerden bilsin !
Mümtaz Beğen
..........................................Bu, sana .................................Son siirim, ey yar! ........................Bil ki; bir daha sevemem, ...............Sevilmem de, öyle kolay kolay. ..........Hem terkedilmem de dolayısıyla. .....Ama şunu da anla; yaşayamam! Gamsız olamam, boşverip geçemem. .....Gezerim deliler gibi kendimden uzak, ..........Arada bir şuurum yerine gelir belki! ................Belki ağlarım, belki küfrederim. .........................Belki de hiç gelmez bile! ................................... ''Yoktu ki'' derim ............................................Sileri m!
VUSLAT ARZUSU
Gönlüm gece gündüz senin derdinde, Ayları aylara eklemedim mi ? Vuslat için henüz erken dedin de, Sabır taşı olup beklemedim mi ?
Çıldırdın galiba sabret diyorsun, Sanma ki susuzum sanma ki açım ! Ya aşkı bilmiyor, ya sevmiyorsun, Seni istiyorum, sana muhtâcım !
Vurulup senin o güzel gözüne, Uğrunda aklımı yitirmedim mi ? Bağlı kalmak yok mu sende sözüne, Ben verdim yerine getirmedim mi ?
Çıldırdın galiba sabret diyorsun, Sanma ki susuzum sanma ki açım ! Ya aşkı bilmiyor, ya sevmiyorsun, Seni istiyorum, sana muhtâcım !
Mümtaz Beğen
SEVGİLİYE
Seni ilk gördüğüm günü hatırlıyor musun? Sanki yıllardır aradığım sen, Kalbime düşen sevgi ateşi, Yeşeriyor şimdi biliyor musun? sen.
Senden başkasını görmüyor gözüm, Gören gözlerim, seven şu kalbim, Ağlıyor gözlerim, bu senin eserin, Gönlüm sevmiş seni, ben neyleyeyim ki!
Sevgime karşılık vermesen bile, Senden başkasını sevmeyeceğim. Seven şu kalbimle alay etsen de, Bu dünyada senden başkasını asla sevmeyeceğim
Sus gönlüm...
Çok dile getirme. Sen dile getirdikçe gönlün daha da coşuyor,daha meraklanıyor ve beklemek daha da zorlaşıyor.
Sus gönlüm...
Çok laf etme. Az söyle ki işimiz olgunlaşsın.Az söyle ki Hakka karşı yanlış kelam çıkmasın.
Sus gönlüm...
Bir elif miktarı sus. Az kaldı bahara.
Dayan gönlüm. Denizin içinde meydana gelen görünmeyen dalgalar gibi yüreğin biliyorum. Beklemekten başka çare olsaydı,seni durdurmazdım...
İnan bana...Ama yok. Başka çare yok. Unutma ki ilaç bile beklemeden tesir etmez,çiçek bile vakti gelmeden önce açmaz...
Sus gönlüm...
Bu kışın bahara dönünceye kadar. Bu gece gündüz oluncaya kadar. Uzak yollar yakınlaşıncaya kadar. Bu sıkıntının ardından ferahlık gelinceye kadar. Ve yüzümüz vuslat gözyaşlarıyla ıslanıncaya kadar sus...
Sus gönlüm...
Seni senden daha iyi bilen Rabbinin hükmü vuk'u buluncaya kadar.
Sus gönlüm. Bütün bu susmalarına karşılık her şeyin hayırlısının olacağına inanarak sus.
Sus gönlüm...
Her susuşun bir cevap olsun.
Her susuşun,sabrın olsun. Her susuşun,duan olsun. İçten yakarışının adı olsun,susuşun. Bekleyişinin. umut edişinin,inancının,özlediğin şeylerin vurgusu olsun,susuşun...
 
      
HIKAYELER
|
Yeter Ki Sen Mutlu Ol..
|
Seni ne çok sevdim ben. Ne çok gözyasi döktüm senin için. Geceleri sen yataginda meleklerin kanatlariyla uçarken ben penceremin önünde senin rüyana girmek için dua ederdim. Bir bakisina, bir dudak kivriminda titresen gülüsüne ulasmak için dünyanin bütün çiçeklerini önüne sererdim. Siirler, sarkilar, sevgiler içimde tutusan bir ates, onun yangininda senin için kül kesildim. Agir hastalar geceyi zor geçirir. Sabahi bekler kirgin yürekler, hasta umutlar, yalniz ruhlar. Yalnizdi gecelerim. Hastaydi gecelerim. Kan kaybindan giden bir yarali gibi umarsizdi gecelerim. Bir uçurumun kenarina beni tasiyan karabasandi gecelerim. Adina yalnizlik dedim. Sensizlik dedim.. Sen beni bilmedin, beni tanimadin, beni sevmedin.. Bu bir ölümdü, bu bir fermandi .. Biçak kesmez artik beni, ip asmaz, çeküller yüregimi tasimaz. Yasamak mümkün degil, yalnizlik karanlik kapilariyla üstüme kapandi. Amansiz acilar içindeyim. Ey Sevdigim.. Ben seni ne çok sevdim. Dünya bildi, bir sen bilmedin. Yalnizligin diger adi aska karsilik almamaktir. Kaçilamayacak kadar yakin, tutulamayacak kadar uzak bir yerdesin.. Benim askima yalnizlik kucak açti. Senin yokluguna dokundum, içim yandi. Odamin çildirtan sessizliginde sana seslendim. Yankisi döndü dolasti, senin kapilarin bana kapali. Kendi sesim yine bana ulasti. Anladim ki beni hiç duymayacaksin.
Sana sitem edemem. Sana kirilamam. Bir tek dilegim var senden, son bir tek istegim. O da MUTLU OLMAN.
MUTLU OL SEVDIGIM.. BIRICIGIM.. ASKIM. NEREYE, KIME GIDERSEN GIT YETER KI SEN MUTLU OL... |
Ö L Ü M S Ü Z K I R M I Z I G Ü L L E R
Kan rengi, kıpkırmızı güllere bayılırdı. Zaten onlarla adaştı da Kocasının sevgili Rose idi...Her Sevgililer Gününde kapısının önünde bulduğu enfes fiyonklarla süslü kucak dolusu kırmızı güllerle kutlardı. Hiç aksamadan. Hatta, eşini kaybettiği yıl dahi kapısı çalınmış, gülleri kucağına bırakılmışıtı.Tıpkı geçmişte olduğu gibi, küçük bir kartla birlikte. Her yıl güllere iliştirdigi karta ayni cümleleri yazardı : "Seni bu sene, geçen senekinden daha çok seviyorum." Birden, bunların son gülleri oldugunu düsündü. Önceden ısmarlamış olmalıydı. Öleceğini nasıl bilebilirdi? Zaten her şeyi önceden planlamayı ve yapmayı severdi.Gülleri özenle içeri taşıdı. Saplarını kesti, vazoya yerleştirdi.Vazoyu da konsolun üzerine, eşinin kendisine, gülümseyen fotoğrafının yanına koydu. Orada kocasının koltuğunda oturup saatlerce gülleri ve fotografı seyretti. Sessizce... Bitmek bilmeyen bir yıl geçti. Yapayanlız ve hüzün dolu bir yıl...Sonra bir sabah kapı çalındı. Tıpkı eski günlerde olduğu gibi kıpkırmızı gülleri, üzerinde küçük kartıyla birlikte eşikteydi. Sevgililer Günü'nü kutluyordu. Gülleri içeri aldı. Saşkınlık içinde doğru telefona gitti. Çiçekçi dükkanını aradı.Onu bu kadar üzmeye kimin ne hakkı vardi? Biliyorum dedi, çiçekçi. Eşinizi geçen yıl kaybettiniz. Telefon edeceğinizi de biliyordum. Bugün size yolladığım gülleri çok önceden ısmarlayıp, parasını da ödemişti. Hep öyle yapardı zaten. Hiç şansa bırakmazdı. Dosyamda talimat var. Bu çiçekleri size her yıl yollayacağım. Bir de özel kart vardı. Kendi el yazısıyla. Bilmeniz gerek diye düşünüyorum. Ölümünden sonra çiçeklere iliştirmemi istedigi kart. Rose hıçkırıklar arasında teşekkür ederek telefonu kapadı . Parmakları titreyerek zarfı açtı. "Merhaba sevgilim" diye başlıyordu kart. "Bir yıldır ayrıyız. Umarım senin için çok zor olmamıştır. Yalnızlığını ve acılarını hissedebiliyorum. Giden sen,kalan ben olsaydim neler çekerdim, kim bilir ? Sevgi paylaşıldığında yaşamın tadına doyum olmuyor. Seni kelimelerle anlatılamayacak kadar çok sevdim. Harika bir eştin. Dostum, sevgilim, benim. Sadece bir yıldır ayrıyız. Kendini bırakma. Ağlarken bile mutlu olmanı istiyorum. Onun için bundan sonraki yıllarda güller hep kapımızda olacak.Onları kucağına aldığında paylaştığımız mutluluğu ve kutsandığımızı düşün. Seni hep sevdim.Her zaman da sevecegim. Ama yaşamalısın. Devam etmelişin. Lütfen mutluluğu yeniden yakalamaya çalıp. Kolay değil, biliyorum ama bir yolunu bulacağına eminim. Güller, senin kapıyı açmadığın güne dek gelmeye devam edecek. O gün çiçekçi beş ayrı zamanda gelip kapıyı çalacak, eve dönüp dönmediğini kontrol edecek. Beşinciden sonra emin olarak gülleri ona verdigim yeni adrese getirip seninle yeniden ve ebediyen kavuştuğumuz yere bırakacak." Şimdi bunu tüm sevdiklerinize gönderin LÜTFEN..
Hayata İyi Bakın!!!
ATES VE SU
Ateş birgiün suyu görmüş yüce dağların ardında , sevdalanmış onun deli dalgalarına.Hırçın hırçın kayalara vuruşuna , yüreğindeki duruluğuyla demişki suya ; "GEL SEVDALIM OL , HAYATIMA ANLAM VEREN MUCİZEM OL... " Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa al demiş ;YÜREĞİM SANA ARMAĞAN...Sarılmış ateşle su birbirine sıkıca , kopmamacasına...Zamanla su buhar olmaya ateş kül olmaya başlamış.Ya kendisi yok olacakmış ya AŞKI...Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de yüreğindeki kederi de , alıp gitmiş uzak diyarlara SU.... Ateş kızmış , ateş yakmış ormanları ....Aramış suyu diyarlart boyu , günler boyu, geceler boyu...Birgün , suya varmış yolu , bakmış o duru gözlerine SUYUN , biraz kırgın biraz hırçın. Ve o an anlamış; "AŞKIN BAZEN GİTMEK OLDUĞUNU , AMA GİTMENİN YİTİRMEK OLMADIĞINI ... " Ateş durmuş ,susmuş , sönmüş aşkıyla.İşte o zamandan beridir ki ;Ateş sudan Su da ateşten kaçar olmuş.ATEŞİN YÜREĞİNİ SADECE SU , SUYUN YÜREĞİNİ SADECE ATEŞ ALIR OLMUŞ... !!!
Doğruluk
Zalim bir vali vardı. Bu vali bir gün adamlarını göndererek Hasan Basri Hazretleri'ni yakalatmak istedi. O da bir vakit ders verdiği Habib-i Acemi Hazretleri'nin kulübesine gelip saklandı. Valinin adamları geldi ve hışımla:
- Hasan Basri'yi (r.a.) gördün mü? diye sordular.
O gayet sakin:
- Evet, dedi.
- Nerede?
- İşte şu kulübemde...
Adamlar kulübeye daldı, fakat bir türlü Hasan Basri Hazretleri'ni bulamadılar. Dışarı çıkınca tehdit edip:
- Ya şeyh, niçin yalan söylüyorsun? dediler.
- Ben yalan söylemedim, dedi. Siz göremedinizse, benim suçum ne?
Tekrar girdi, aradı, fakat bulamadılar. Onlar gidince, Hasan Basri Hazretleri:
- Ey Habib! Biliyorum ki Rabb'im senin hürmetine beni onlara göstermedi. Fakat yerimi niçin söyledin, hocalık hakkı yok mudur? dedi.
Hazreti Habib mahcub bir şekilde:
- Ey Üstadım! Sizi bulamamaları benim hürmetime değil, doğru söylediğimizdendir. Çünkü bilirsiniz ki, Doğruların yardımcısı Allah'tır. Eğer yalan söyleseydim, sizi de beni de götürürlerdi, dedi.
Tevil yapmaya, bir zalimin elinden bir mazlumu kurtarmak için, yalan söylemeye ruhsatın olduğu yerler olsa bile, efdal olan, eğer Habib-i Acemi Hazretleri gibi bir teslimiyetiniz varsa, doğruyu söylemektir.
Otuz Altın
Hammad.. Bir zamanlar Bağdat'ın en zenginlerindendi. Dünyalık adına nesi var nesi yoksa dağıttı. ... ve Bağdat'ın en fakiri oldu.
Bir gün kapısını çalarlar. Evde değildir, bir müddet beklerler. Tam sonra geliriz diye ayrılmak üzere idirlerki gelir. Elinde yiyecekler. Sofraya otururlar. Yemek esnasında içeriye o ana kadar görmedikleri yabancı biri gelir bir şey söylemeden Hammad'a otuz altın uzatır. Hammad'ın rengi gider, sarsılır ve: - Almam! - Alacaksın. Yabancı adam o kadar ısrar ederki, Hammad almayacağı konusunda herkesin duyacağı şekilde yemin eder. O anda birkadın seslenir: : - Bakın siz şunun yaptığına ! Bugün bu yediklerinizi alabilmek için, başımdan başörtümü aldı, pazara gitti sattı, yiyecek aldı. Şimdi de verilen parayı o kadar ısrara karşın kabul etmiyor, bir de üstelik almam diye yemin ediyor. Sessizlkik.... Kadına hiç kimse cevap vermez... Sessizliğin ve sıkıntının hakim olduğu bir ortamda lokjmalar boğazlardan aşağı yuvarlanır yuvarlanabildiği kadar. sonunda içlerinden bir dayanamaz ve sorar: - Hem böyle bir ihtiyaç içindesin, hem de sana verilen otuz altını kabul etmiyorsun. Söyleyebilirmisin neden? - Hanımımın başörtüsünü pazara götürüp satmak için dolaşırken bir ses duydum "Bu işi bizim için yapıyorsun! Karşılığı sana tez ulaşır!" Eve dönüp o adamın bana otuz altını getirdiğini görünce, anladım ki, karşılığı geliyor. Onun için kabul etmedim.

Bir gencin tövbesi
Allahü teâlâ, peygamberi Musa aleyhisselâma hitap edip " (Ey Musa! Filân mahallede, bizim dostlarımızdan biri vefât etti. Git onun işini gör. Sen gitmezsen, bizim rahmetimiz onun işini görür) buyurdu. Hazret-i Musa, emir olunduğu mahalleye gitti. Oradakilere: -Bu gece, burada, Allahü teâlânın dostlarından biri vefât etti mi? diye sorunca: -Ey Allahın peygamberi! Allahü teâlânın dostlarından hiç kimse vefât etmedi. Ama, filân evde zamanını kötülüklerle geçiren fâsık bir genç öldü. Fıskının çokluğundan, hiç kimse onu defnetmeye yanaşmıyor, dediler. Musa aleyhisselâm: -Ben onu arıyorum, buyurdu. Gösterdiler. Hazret-i Musa, o eve girdi. Rahmet meleklerini gördü.Ayakta durup, ellerinde rahmet tabakları olup, Allahü teâlânın rahmet ve lütfunu saçıyorlardı.Hazret-i Musa, yalvararak münacaat etti: -Ey Rabbim! sen buyurdun ki, o''Benim dostumdur.'' İnsanlar ise fâsık olduğuna şahitlik ediyorlar. Hikmeti nedir? Allahü teâlâ: (Ey Musa! İnsanların onun için fâsık demeleri doğrudur. Ama, günahından haberleri var, tövbesinden haberleri yok. Benim bu kulum, seher vakti, toprağa yuvarlandı ve tövbe etti. Bizim huzurumuza sığındı. Ben ki, Allah'ım! Onun sözünü ve tövbesini kabul ettim. Ona rahmet ettim ki, bu dergâhın ümitsizlik kapısı olmadığı anlaşılsın!) buyurdu.

Sarhoş'un biri, şarabın tesiriyle bir camiye girer ve dua etmeye başlar: - Yarabbi! Beni Cennetine koy, bana köşklerini ver, bana kevseri ver, bana hürülerine ver... Bu yakarmaları işiten müezzin, sarhoşun yakasından tutarak: - Ey akıldan, dinden gafil, senin camide işin ne? Sen ne yaptın ki, Allah'tan hem de bu sarhoş halinle dilyorsun? Hiç yakışıyormu? Sarhoş bu sözleri işitince başlar ağlamaya ve: - Müezzin efendi, müezzin efendi... ben sarhoşum, yakamdan elini çek, bana ilişme, dokunma bana, inciştme beni, kırma kalbimi. Unutma, bilmiyorsan bil. Cenab-ı Hakk'ın rahmetinden lütfundan günahkar kullarıda ümitlenir. Benim sana sözüm yok, ben senden mi isityorum. Tevbe kapısı açıktır. En büyük yardımcı Allah'dır. O öyle lütuf sahibidirki, O'nun lütfunun, rahmetinin büyüklüğüğ yanında kendi günahımı büyük görmeye utanıyor, günahıma büyüklük veremiyorum

Güzel bir hikaye.. herkesin okuması lazim
Bir sehrin en zengini oldugunde, tellallar sokaklara dokulup; "Ey ahali",diye bagirmislar. "Biliyorsunuz Veli efendi oldu. Bir vasiyeti var.Ahiret hayatina alisabilmek icin, kendisine bir gunluk yardimci ariyor.Kim ki, mezardaki ilk gecesini onunla beraber girerse, Veli Efendiye ait servetin yarisi kendisine verilecektir
Ey ahali,duyduk duymadik demeyin....
Tellallarin butun cabasina ragmen kimse bu parlak, fakat korkul vasiyete kulak vermemis. Ama sonunda, sehrin en fakir sirt hamallarindan birisi cikmis ortaya. Adamcagiz bakmis ki, hayatta zaten sirtindaki kufesinden ve ipinden baska bir sey yok. O halde "hamal olarak yatip, ertesi sabah zengin olarak kalkarim" diyerek razi olmus...Genisce bir mezara,iyice kefenlenen zengini ve yanina hamali yatirmislar.Az sonra sual melekleri gelmis "Ikisi de bize emanet" diye konusmuslar. "Zengin nasil olsa kalacak, su hamaldan baslayalim." Sormuslar - "Dunyada malin mulkun var miydi?" - "Alay etmeyin" demis, hamal. "Sirtimdaki kufeden ve ipten baska hic bir seyim olmadigini siz de bilirsiniz." - "Peki diye eklemis melekler, "o ipi ne karsiliginda aldin? Sonra kufeyi ne is gordun de nasil elde ettin?" Anlatmis hamalcagiz. - "Bes kisinin malini 10 kurusa tasidim. Ikisini yedim, sekizini sakladim. Ertesi gun de ayni isleri yaptim. Yemedim icmedim, ucuza tasidim ve bunlari aldim."
Melekler
- *Cik demisler, cik... Olmadi.... Hasan Efendiden aldigin para, hak ettiginden cok dusuk. Biz ondan bunun hesabini soracagiz. Mehmet Efendiyle de ucuza anlasmis ve ucuza tasimissin...."
- Iyi ama, diye cevaplamis hamal, hakettigim parayi isteseydim, bana tasittirmazdi. Tasittirmayinca da ac kalirdim....."
- "O bizim isimiz" demis melekler, "nasil olsa buraya o da gelecek.Biz senin adina ona sorariz."
Melekler, hamal'i sIkistirmaya devam etmis.
- "Soyle bakalim, aldigin paranin kacini yedin, kacini sakladin?"
- "On kurus aldi isem, yarisini sakladim... iki kurus aldi isem, bir kurusunu biriktirdim..."
- "Cik" demis melekler... "Yine olmadi, hem ucuza tasimissin, hem de gidandan kesmissin... Yani sen, kendi nefsine zulmetmissin...Nefsine zulmetmek de gunahtir, bilmez misin?..."
Hamalcagiz ne cevap verecegini dusunup ecel terleri dokerken, sabah olmus. Acilan mezardan yukariya bir bakmis ki, butun millet orada... Kadi Efendi ve sehrin mehter takimi da kendisini bekliyor. Bir kiyamet ki sormayin."Kutlu olsun" demisler... "Bu gece kimsenin yapamayacagi bir isi basardin ama, bak artik zengin oldun."
- "Yooo", diye bagirmis hamal. "Istemem , sizin olsun... Ben , bir iple kufenin hesabini sabaha kadar veremedim, Ya o kadar
servetim olsaydi,ne yapardim?"

August 19 Alıntı BIR GÜN...
BİR GÜN PEYGAMBERİMİZİN EVİMİZE ZİYARETE GELDİĞİNİ DÜŞÜNÜN? BİR GÜN PEYGAMBERİMİZ KAPIMIZI ÇALARSA..... –Eğer birgün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse yalnızca bir kaç günlüğüne.Aniden çalsa kapınızı merak ediyorum.Neler yapacağınızı –Biliyorum böylesine şerefli bir konuğa açacağınızı en güzel odanızı O’na sunacağınız tüm yemekleri en iyisi olacağını …. –Ve inandırmaya çalışacağınızı O’nu evinizde görüyor olmaktan mutluluk duyacağınızı.Gerçekten de evinizde O’na hizmet etmekten alacağımız hazzı. –Fakat söyleyin bana Efendimizi evinize doğru gelirken gördüğünüzde –O’nu kapınızda mı karşılayacaksınız? Yoksa onu içeri almadan önce , –Aceleyle bazı dergileri, gazeteleri çabucak saklayıp ;yerine Kuarn-ı Kerimimi koyacaksınız?Peki hala Amerkan filimlerini seyredecek misiniz, televizyonda ? –Ya da kapatmaya mı koşacaksınız aceleyle O size kızmadan önce? –Kimbilir belkide ağzınızdan hiç çıkmamış olmasını dilerdiniz.Hatırlayabildiğiniz en son çirkin kelimenin …. –Peki ya; –Dünyalık müziğinizi, kasetlerinizi de saklayacak mısınız? –Ve bunu yerine ortalığa kitaplığınızın raflarında tozlanmış hadis kitapları mı çıkaracaksınız? –Yoksa telaşla “ne yapayım” diyerek, sağa sola mı koşturacaksınız ? –Merak ediyorum –Eğer Peygamber Efendimiz, –Birkaç günlüğüne sizinle birlikte yaşasa yapmaya devam edecek misiniz.Her zaman yaptığınız şeyleri?Ailenizdeki sohbetler eski halini koruyacak mı?Her yemekten sonra sofra duası etmeyi yine zor mu bulacaksınız? –Hiç yüzünüzü asmandan –Oflayıp puflamadan her vakit namazınızı kılacak mısınız? –Ya sabah namazı için, sıcacık yataktan erkenden fırlayacak mısınız? –Peki ya yine mırıldayacak mısınız? –Her zaman söylediğiniz şarkıları –Ve okuyacak mısınız her zaman okuduğunuz kitapları? –Peki izin verecek misiniz ? –Aklınızın ve ruhunuzun beslediği şeylere? –Yoksa hiç bilmemesini mi isterdiniz?Şöyle diyelim ya da, –Gideceğiniz her yere götürebilecek misiniz Peygamberi de? –Yoksa birkaç günlüğüne değişecek mi planlarınız? –Tanıştırmaktan onur duyarmısınız en yakın arkadaşlarınızı O’nunla? –Yoksa hiç karşılaştırmamasını mı umardınız Peygamberin ziyareti bitene dek birbirleriyle ? –Şimdi söyleyin açık yüreklilikle O’nun kalmasını ister misiniz sizinle sonsuza dek, hep birlikte? –Yoksa rahat bir nefes mi alacaksınız.Z iyareti bitip gittiğinde? –Gerçekten bilmek ilgi çekici olabilir değil mi* –Bilmek ve düşünmek eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretimize gelse yapacağımız şeyleri?
|
|
|
|